Dün bir haber okudum, muhtemelen siz de karşılaşmışsınızdır. TRT spikeri MHP ile ilgili habere geçerken ‘yavru muhalefet’ ifadesini kullanmış ve herkesin tepkisini çekmişti. Bugün de söz konusu kişinin görevden alındığını okuduk haberlerde (http://t24.com.tr/haber/trt-spikeri-yavru-muhalefet-dedi-jet-hiziyla-gorevden-alindi/249348).

Çok da şaşılacak bir durum değil görevden alınması; o mevkide öyle bir iş yapıyorsan bu tür bir hata çok da hoş görülecek bir durum gibi gözükmüyor. Yalnız haber yorumlarını okurken bir link gözüme çarptı ve izlediğimde olayın aslında çok da basite indirgenecek bir durum olmadığını düşündüm. Başbakan da bir süre önce meclisteki bir konuşmasında MHP için aynı ifadeyi kullanmış ama hiçbirimiz üzerinde durmamışız (http://www.youtube.com/watch?v=LUPxdAK2ga4&app=desktop). Devlet Bahçeli de cevap olarak AKP’ye cücük yakıştırması yapmış (http://www.youtube.com/watch?v=TpN5aSIO7ow). Kılıçdaroğlu da eksik kalır mı, o da başka bir tarihte lafını yarıda bırakmış ama anlayan anlamış ne diyeceğini: http://www.youtube.com/watch?v=LK2XD54ImSQ.

 

Bu atışmalar böyle sürer gider. Her gün meclis içindeki saygıdeğer milletvekillerinin birbirlerine sarf ettikleri yakıştırmaları göz önüne alınca devlet büyüklerinin arasındaki bu tür diyalogları çok da yadırgamıyoruz artık. Kendi tepkilerimi düşünüyorum da, önceleri ayıplarken şimdi bütün tepkilerim sönmüş, kanal değiştiriyorum ya da duyumsamazlıktan geliyorum politikacıların bu tür hitap biçimlerini.

 

Ama TRT spikerine yapılan muamele ve sosyal ağdan yapılan linç girişimi hiç hoşuma gitmedi. Spikerin yaptığı şeyin kendi tanımlamasıyla ‘gaf’ olduğunu düşünürsek ona karşı gösterilen tepkinin, hakaretleri ‘hitabet biçimine’ dönüştüren devlet büyüklerimize neden gösterilmediği hakikaten üzerinde düşünülmesi gereken sosyolojik bir vaka.

 

Şimdi oturun ve kendi hayatınızı bir gözden geçirin. Sizden sosyal statü ve güç olarak altta ya da üstte olan insanlara karşı olan hitabet biçiminizi düşünün. Mesela kapınıza gelen sucuyla olan diyaloğunuz, işyerinizdeki patronunuz ya da çalışanınız, anneniz, babanız, eşiniz, iş arkadaşınız, her gün bindiğiniz otobüsün şoförü, ilk defa tanıştığınız biri ve daha birçoğu… Tutarlı mısınız? Dengeli misiniz? Saygılı mısınız? Samimi misiniz? Hep sorgularım, neden insanlara karşı oluşturduğumuz davranış biçimleri ve yargılar hep güç ve statünün kontrolünde olur. Gücü elinde bulundurmak aşağılamanın, güce boyun eğmek de kabullenmenin başlangıç noktası oluyor artık.

 

Son söz; Mevlana’dan bir kaynakta ‘sözlerin büyücüsü’ diye bahsediliyor. Alıntı aynen şöyle:

“İnsanları kırmamak her alanda gayret gösterilmesi gereken bir konudur. Ancak, özellikle birden fazla insana hitap konusu ayrıca üzerinde durulması gereken bir meseledir. Kişilerin incinebileceği, onurlarının kırılabileceği konulardan uzak durulmalıdır. Söyleneceklerin olumsuz cümleler içermemesine dikkat etmek insanları kırmamak için bize yardımcı olacaktır. İyi bir konuşmacı aynı zamanda ‘Sözlerin Büyücüsü’dür (1).”

 

Ben üzerime aldım, darısı herkesin başına…

 

 

EmBaBa

 

 

 

(1)    Alıntı: http://gencgelisim.com/v2/kategoriler/42-hitabet-sanati/4718-mevlanadan-6-altin-hitabet-kurali.html