Türkiye’de var olan bir tartışmayı takip ediyorum bu aralar; Fazıl Say’ın Twitter’dan paylaştığı bir dörtlükle ilgili hakkında soruşturma başlatıldığını okudum; sonrasında da Fazıl Say, hakkındaki yıpratma faaliyetlerinden yıldığını ve Japonya’ya taşınacağını açıkladı. Haberlerin linkleri burada:
http://www.cnnturk.com/2012/guncel/04/12/fazil.say.a.sorusturma/656949.0/index.html
http://www.alternatifkultur.com/2012/04/fazl-saydan-dostlarna-yant.html
Ne kadar garip bir ülkede yaşıyoruz değil mi? İnsanları düşünceleri sebebiyle dışlamaya, suçlamaya o kadar alışmışız ki yaşamın her anında bu huyumuzdan hiç vazgeçemiyoruz. Karşımızdaki insanın fikirleri ne olursa olsun bunları özgürce paylaşması olanağını vermekten korkuyoruz; kontrol paranoyaklığımız var ve dizginleri salarsak toplumsal kaosun ortasına düşeceğimiz endişesi her an varlığını hissettiriyor. Kendi özgürlüklerimize gelince en ön saflarda eleştiri yaparken karşıt düşüncelere sahip insanların özgürlükleri ellerinden alındığında “mutlaka hak edecek bir şeyler yapmıştır” bahanesine sığınıyoruz.
Bizi özgürlükler konusunda bu denli dengesiz hale getiren şeyleri düşünüyordum bir süredir. Sonra aklıma anayasadaki özgürlük tanımına bakmak geldi ve sorumun cevabını sanırım buldum.
Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 25. Maddesine göre;
“Herkes, düşünce ve kanaat hürriyetine sahiptir. Her ne sebep ve amaçla olursa olsun kimse, düşünce ve kanaatlerini açıklamaya zorlanamaz; düşünce ve kanaatleri sebebiyle kınanamaz ve suçlanamaz.”
Ne kadar güzel değil mi? Anayasamızla beraber özgürlükler sonuna kadar koruma altına alınmış. Yalnız, ardından gelen bir 26. Madde var ki işleri iyice karıştırıyor. Bu madde şöyle diyor;
“”Herkes, düşünce ve kanaatlerini söz, yazı, resim veya başka yollarla tek başına veya toplu olarak açıklama ve yayma hakkına sahiptir. Bu hürriyet resmî makamların müdahalesi olmaksızın haber veya fikir almak ya da vermek serbestliğini de kapsar. Bu fıkra hükmü, radyo, televizyon, sinema veya benzeri yollarla yapılan yayımların izin sistemine bağlanmasına engel değildir.”
Buraya kadar halen sorun yok. Yalnız sonrasında 26. Madde üzerinde değişiklikler ve eklemeler yapılmış. İşte bu da 26. Maddenin son hali;
“(Değişik: 3.10.2001-4709/9 md.) Bu hürriyetlerin kullanılması, millî güvenlik, kamu düzeni, kamu güvenliği, Cumhuriyetin temel nitelikleri ve Devletin ülkesi ve milleti ile bölünmez bütünlüğünün korunması, suçların önlenmesi, suçluların cezalandırılması, Devlet sırrı olarak usulünce belirtilmiş bilgilerin açıklanmaması, başkalarının şöhret veya haklarının, özel ve aile hayatlarının yahut kanunun öngördüğü meslek sırlarının korunması veya yargılama görevinin gereğine uygun olarak yerine getirilmesi amaçlarıyla sınırlanabilir.
(Üçüncü fıkra mülga: 3.10.2001-4709/9 md.) Haber ve düşünceleri yayma araçlarının kullanılmasına ilişkin düzenleyici hükümler, bunların yayımını engellememek kaydıyla, düşünceyi açıklama ve yayma hürriyetinin sınırlanması sayılmaz.
(Ek: 3.10.2001-4709/9 md.) Düşünceyi açıklama ve yayma hürriyetinin kullanılmasında uygulanacak şekil, şart ve usuller kanunla düzenlenir.”
İşin komik yanı 25. Madde değişiklik yapılmadan aynen dururken 26. Maddenin böyle bir kısıtlayıcılık getirmiş olmasıyla tam bir ikilemde kalınması. Hal böyle olunca ve son cümle olarak da ‘düşünceyi açıklama ve yayma hürriyetinin kullanılmasında uygulanacak şekil, şart ve usuller kanunla düzenlenir’ denilerek özgürlük tanımı yaşanılan süreçte gücü elinde bulunduranların takdirine bırakılıyor.
Amerika’da da Türkiye’de var olan benzeri sorunlar yaşanıyor ama insanların en çok övündükleri şey her konuda özgür olmaları. Bu rahatlığı da garanti altına alacakları çok açık bir maddeyi hem Bağımsızlık Bildirgesinde hem de anayasalarında güvence altına almışlar.
Bağımsızlık bildirgesinde der ki;
“Biz şu gerçeklerin açık olduğu görüşündeyiz: bütün insanlar eşit yaratılmışlardır, onları yaratan Tanrı kendilerine vazgeçilemez bazı haklar vermiştir, bu haklar arasında yaşama, özgürlük ve refahını arama hakları yer alır, bu hakları korumak için insanlar arasında meşru, iktidar hak ve yetkilerini yönetilenin rızasından alan hükümetler kurulmuştur. Herhangi bir hükümet şekli, bu amaçları tahrip eder bir nitelik kazanırsa, onu değiştirmek veya kaldırmak ve temelleri kendi güvenlik ve refahlarını sağlamaya en uygun görünecek ilkeler üzerine dayanan, güç ve yetkiyi aynı amaçla örgütleyen yeni bir hükümet kurmak o halkın hakkıdır.”
Anayasalarında da ilk madde olarak şu var;
“Kongre herhangi bir dîni kurmak için, uygulamasını yasaklamak için, ifâde ve basın özgürlüğünü ya da insanların barışçıl bir şekilde toplanmasını ve devlete acılarını anlatmasını kısıtlamak için kanun çıkartamaz.”
Hal böyle olunca da Salt Lake City gibi mormonların etkisiyle çok muhafazakâr olan bir yerde dahi ateist biri çıkıp da ‘ben inanmıyorum’ diyebiliyor ve gücü elinde bulunduran insanları eleştirme konusunda bir baskı ya da zulüm görmüyor.
Fazıl Say konusuna dönersek;
Ortada tam bir bilgi kirliliği var. Nihat Doğan’ların meydanlara çıkarak naralar atarak peşlerine sürüleri taktıkları bir ortamda tek yapabildiğimiz yanlı medyanın çıkardığı haberleri okuyarak manipüle edilmek. Hangi tarafın gazetesini okuyorsanız ya da televizyon haberlerini izliyorsanız düşünceniz o şekilde gelişiyor. Kimisi Hayyam’ın böyle bir şiirinin olmadığını iddia ederek suçlamalarını bilimsel gerçeklere dayandırırken (http://www.haberturk.com/polemik/haber/732423-hayyamin-kerhaneli-tek-bir-satiri-bile-yoktur) , kimisi de hemen anti-tezler üreterek karşı saldırıya geçiyor(http://www.odatv.com/n.php?n=bilmisligin-de-bir-adabi-vardir-0904121200).
Kimse hakkında bir görüş bildirme ya da kim haklı kim haksız tartışmasına girecek değilim. Ama şunu çok açık yüreklilikle söyleyebilirim ki bu ülke Nihat Doğan’ların değil Fazıl Say’ların düşünce ürettiği bir ülke olmalı. Fazıl Say bu ülke için bir değerdir ve geçmiş yıllarda Nazım Hikmet’lere yaptığımız haksızlıkları Fazıl Say’lara da yaparak onu cezalandırma, dışlama yoluna gidersek geçmişteki hatalardan tek bir ders bile çıkaramamış olduğumuzu gösteririz.
Bugüne kadar burada Türkiye’yle ilgili en çok gururla anlattığım şey Müslüman bir ülkede kapalı bir kadınla mini etekli bir kadının aynı kaldırımda yan yana yürüyebilme hakkının olduğuydu. Hiç kimsenin başkalarına özgürlük hakkını vermediği; Nihat Doğan’ların da Fazıl Say’ların da özgürlüklere tabiatlarının gereği doğuştan itibaren sahip oldukları; hiç kimsenin düşüncesi, paylaştığı ve hatta okuduğu şiir için cezalandırılmadığı özgür bir Türkiye hayaliyle…
EmBaBa