Özlediğim o kadar çok şey var ki memlekette…
En çok Kozlu dolmuşlarını özledim. Öyle ya televizyonda araba yarışlarını izleyeceğinize binin bir dolmuşa, ekstrem yarışların verdiği heyecanı nasıl aldığınızı görürsünüz. Hem sizi şaşırtmayı da severler… Yarış hevesiyle bindiğiniz dolmuş bir bakmışsınız ki 20 km hızla her karıncaya yol vererek giderken ani bir hareketle tekrar yarış moduna girebilir. Kuralların sadece çaylak şoförleri kapsadığını düşünen kibar!!! şoförlerimiz her yerde geçiş üstünlüğünü alarak yolların fatihi olurlar. Hem yolcuları balık istifi etme konusunda da muavinlikten itibaren uzmanlaşmışlardır. Yolcular arası en ufak bir noktayı bile tespit edip uygun ölçülerde insanı bularak araya sıkıştırmakta üzerlerine yoktur. Burada öyle mi ya? Sıkıldım cidden buradaki otobüs şoförlerinden… İnsan otobüse bindiğinde güler yüzlü şoförle karşılaşır mı hiç? Şoför hiç sana merhaba deyip nasılsın diye sorar mı? Otobüse bindiğinde oturmanı bekleyip de öyle hareket eder mi hiç iyi şoför? Özürlü yolculara koltuğundan kalkıp da yardım eder mi? Ya sen otobüsten inerken kartını bastığında teşekkür edip iyi günler dilemesine ne demeli? Şaşırmış bunlar valla! Çok sıkıldım bunlardan çook…
Mağazalardaki ve süpermarketlerdeki satış görevlilerini özledim bir de. İhtiyacım olan şey için içeri girip de “Nolur bana ürününüzü satın. Çok ihtiyacım var!” diye yalvarırken onların yüzündeki aldırmaz ifadeyle daha da çıldırmayı özledim. Bana ayrı fiyat, arkamdan gelen adama ayrı fiyat vermelerini özledim. Soru sormak için adam ararken oynadığım saklambaç oyunlarını özledim. Burada öyle mi ya? İçeri girer girmez birinin yanınıza gelip gününüzün nasıl geçtiğini sormasından mı şikâyet edersiniz? Yoksa siz onu aramadan birden ortaya çıkıp da yardımcı olabileceği bir şeyin olup olmadığını sormasından mı? Keza restoranlarda ilgiden sizi öldürüp de iyi bahşiş hak etmek için ellerinden geleni yapmaları ise adamı iyice çileden çıkarıyor. İlgi beni bozuyor arkadaş, alışık değilim ben böylesine!
En çok dolmuş şoförlerini özlediğimi söylemiştim ama en az onun kadar özlediğim şey de Zonguldak trafiği… Karşıdan karşıya geçmek için gösterdiğim çevikliğin onda birini gösteremiyorum burada. Bütün uyarıcılarım devre dışı oldu. Çok sıkıcı buradaki trafik. Herkes birbirine yol veriyor. Geçiş üstünlüğü ışığın olmadığı her yerde yayada. Olur mu ya? Altı üstü bir yaya… Geçiş üstünlüğü mü olurmuş? Sür üstüne kaptan, nasıl olsa yoldan kaçar! Buraya geldiğimde bir hafta alışamadım trafiğe. Karşıdan karşıya geçmek istediğim her yerde arabalar bana yol veriyorlar. Yer miyim ben hiç, uzun süre güvenmedim geçmedim ama baktım insanlar geçiyorlar peşlerine takıldım. Bir kere de kırmızı ışıkta uyanıklık yapayım dedim, onca kalabalığın içinde uyanıklığı yapan tek kişi olunca bütün ayıplama bakışlarının muhatabı da olmam normal tabi ki! Çok özledim memleketimi çook, orda kurallar üstüyken burada kuralların esiri olduk…
Karın altında kalmayı özledim bir de. Dua ederdik oradayken nolur kar olsun da yarın her yer tatil olsun diye. Öyle ya… İki santim kar yağsa belediye ekiplerinin temizlemesi 2 günü buluyor. Hem o arada işten de kaytarırım, kartopumu da oynarım. Bir de buradaki duruma bak! Ne kadar kar yağarsa yağsın adamların şehirdeki bütün yolları iki saatte açabilecek kadar araçları var. İki defa sağlam kar yağdı. Hem yollarda hem de kaldırımlarda tek bir kar tanesi bırakmadılar. Çok beklerim ben tatil olmasını çook. Nerede güzel memleketim…
Bir de özlemediklerim var tabii ki.
Dostlarımı özlemedim en başta. Her durumda yanında arayacağın, yardım isteyeceğin bir dostunun olmasının neresi güzel Allah aşkına? Hiç işim yok da gel derdimi dinle diye beni yanında isteyen birisinin yanında olacağım, hiç işim yok da kendi dertlerimi başkalarıyla paylaşıp da beraber çözüm arayacağım. Bırakın yaaa, elin Amerikalısına It’s OK diyorsun kafasını çevirip geçiyor, kimse kimseyi rahatsız etmiyor… en güzeli…
Bir de fotoğraf derneği belası var başımızda dönünce. Tam anlamıyla bela, nasıl kaytarırım bilmiyorum. Başka işi gücü olmayan bir kaç adam düşünün. Aslında hepsinin derdi tasası, çoluğu çocuğu, eve ekmek götürme telaşı var. Arkadaş, hiç işleri güçleri yok gidip bir dernek kurmuşlar, beni de zorla işin içine soktular, bir de yetmedi nerdeyse 1,5 senedir akıntıya karşı kürek çekiyorlar. Bu kadar gereksiz iş yaparken de tabi ki aynı camiadan eleştiri yağmuruna da tutuluyorlar. Eee sen derneği kurduğunda dernek bürosunun kapısına “Kadınlar Giremez/No Woman No Cry” yazarsan olacağı da budur! Kendilerine Köyün Delisi diyorlar da gönül adamları onlar. Zonguldak’ta toplum yararına bir şeyler üretmeye çalışan ender gruplardan. Birbirinin üstüne çıkma, maddi çıkar sağlama, güç gösterisinde bulunma gibi egoları olmayan, gönül işi yapan insanlar. Çok sıkıcı, hiç uğraşmak istemiyorum gidince hiççç…
Ve tabii ki ailemi hiç özlemedim. Onlarca sebebi var özlemememin, herkesin bildiği ama ancak uzaklarda oldu mu anlayabildiği. Hem Allah aşkına komik olmayın, aile hiç özlenir mi?
Öyle işte dostlar! Memleket gözümde tütüyor. Buralar yaşanacak yerler değil, hele ki aile-dost yanında oldu mu hiç çekilmez. Benden söylemesi…
EmBaBa
Ellerine sağlık embabacım sağolasın Bizde seni çok özledik gel ahmette yemek yeriz, minibüse bineriz, dernegimizde ıhlamur içeriz, Sahil kafede geyik muhabbet yaparız, Spora gideriz, Annenle babanla sizin balkonda annenin dolmalarından yeriz .Gel be kardeşim bizde özledik. Görüşmek üzere :))
Ne güzel anlatmışsın Embaba!… Sadece 3 ay yaşadım ve aynı duygulardı hissettiklerim. Kısa süre kaldığım için yanlış değerlendiriyorum belki diye düşünmüştüm ama tespitine güvendiğim insanlardan da benzer şeyler duyunca çok da haksız sayılmam diyorum. Elbette güzel olan, düzenli olan şeyler var var ama duygusuz, ruhsuz geldi bana herşey. “It’s ok” durumu özetliyor aslında. Bu kadar bireyselcilik bana fazla… Paylaşımlar olmayınca, insan ilişkileri zayıf olunca değerini yitiriyor diğer güzel şeyler. En azından benim için…
Evet insan iliskiler daha zayif, paran varsa degerlisin gibi seyler rahatsiz edici ama insan iliskilerimizin bu kadar sicak olmasi profesyonel olmamizi da engelliyor sanirim. Hemsehricilik, adam kayirmacilik gibi seyler burda hic alisilmadik durumlar. Haa bir de senin icin bi tespit yapmistim hatirliyosan;patlamaya hazir bomba gibiydin eminim sen, bu konusma potansiyeliyle yaanci ulkelerde yasamak zordur kanimca:)) Sevgiler Haticecim tesekkur ederim…
Özlüyoruz.STOP.çabuk gel.STOP.düşman geniş ordusunu şehre yürütmek için duble yol yapıyor.STOP.tünellerimizi aşmak üzereler.STOP.elimizde kuşatmaya dayanacak kadar fotoğraf ve makinelerinden kalmadı.STOP.sarıgül değil çare arıyoruz.STOP.seni özlüyoruz.STOP.bahar gelmiş neyleyim.STOP.
Kaptan nerelerdesin sen, yittin gittin asil sen ozlettin kendini. Sofrayi kurun, dosta hasret-muhabbete hasret-yemege hasret-rakiya hasret beklemedeyim…