
Herkesin travmayla başa çıkma yolu birbirinden farklıdır. Sonuçta hepimiz insanız ve kendi fikirlerimiz, yaşam deneyimlerimiz ve tercihlerimiz var. Okuduğum kaynaklarda travmayla başa çıkma yollarından bahsederken hep aynı isim (Elisabeth Kübler-Ross-On Death and Dying) öne çıkıyor ve kendisi beş farklı travmayla başa çıkma yönteminden bahsediyor. Size bunlardan bahsedeceğim. Unutmayın ki omurilik felçlisi hastaların uyguladığı bu yöntemlerin hepsi gayet akla yatkın ve beklenen tepkilerdir. Böyle bir travma yaşayıp da kendini zayıf hissetmeyen hiç bir hasta yoktur. Bu yöntemler gayet doğaldır ve hatta omurilik felci gibi travmatik yaralanmaların beraberinde getirdiği tüm acı veren duygularla yüzleşmeyi sağladığı için iyileşme sürecinin de bir parçasıdır. Hem daha önceki psikolojik olarak düşüşte olduğumu itiraf ettiğim paylaşımımın hem de bu ve bundan sonra yapacağım 5 paylaşımın amacı acı ve depresyonlarıyla kendilerini yabancılaştıran felçli bireylere aslında yalnız olmadıklarını ve yaşadıkları sürecin aslında iyileşme süreçlerinin bir parçası olduğunu hatırlatmaktır. Bu yöntemlerin hiçbirinde doğru ya da yanlış yoktur. Her omurilik yaralanması birbirinden farklı olduğu gibi, her felçli bireyin de bu travmanın üstesinden gelme yolu da farklıdır ve kişiye özeldir.
.
Bir diğer hatırlatmam da felçli bireylerin yakınlarına ve yakın çevresine… Felçli bireylerin sizinle duygularını paylaşmaları onların yenilgiyi kabul ettikleri, savaşmayı bırakacakları ya da aciz oldukları anlamına gelmiyor. Onların duygularıyla barışık olmalarına ve her türlü duyguyla yüzleşmelerine yardımcı olun, onları nasihat verme ihtiyacı duymadan dinleyin. Unutmayın ki sağlıklı bir insandan dahi hayatın her döneminde pozitif duygulara sahip olmalarını bekleyemezken travmatik olaylar yaşayan insanlardan da bu süreçte devamlı moralli, mutlu, iyimser, azimli vb. olmalarını beklemek çok da anlamlı bir beklenti olmayacaktır.
1. İNKAR
Bu ilk yöntem travmatik olaydan sonra yaşanılan ilk adım olduğundan en çalkantılı ve problemli dönemdir. Omurilik yaralanması meydana geldikten sonraki kısa dönem içerisinde hastada sık sık kafa karışıklığı, endişe ve inkar çabaları görülür. Bu tür durumlarda felçli birey normalde olduğundan tamamen farklı bir moda bürünebilir, yani normalde sessiz ve sakin birisiyken travmayla beraber aşırı konuşkan ya da agresif olabilir ya da tam tersi bir durum yaşanabilir. İçinde bulundukları durum onları şok etmiş olabilir ve söylenilen hiçbir şeye inanmama ve inkar etme gibi davranışlar gösterebilirler. Bu kafa karışıklığı ve inkar durumu o kadar ciddi boyutlara gelebilir ki felçli birey kendisini bu travmayı yaşamadığına ikna etmek için tüm dış dünyayla irtibatını kesebilir ve kimseyle iletişim kurmaz. Bu ruh hali onlara kısa süreliğine gerçeklerden kaçma ve rahatlama imkanı verir.
2. Kızgınlık
Bu dönem bazı durumlarda inkar süreciyle aynı anda gerçekleşebilir ancak çoğu zaman inkar sürecinden sonra, yani kişi nasıl bir travma yaşadığının farkına varmaya başladığında gerçekleşir. Felçli birey durumunu bir süre inkar ettikten sonra yavaş yavaş neleri kaybettiğinin farkına varmaya başlar ve kendini ya da başkalarını suçlamaya başlar. Her bireyin kızgınlığını ifade etme biçimi farklıdır. Kimisi kendi içinde yaşadıkları sessiz kızgınlıkla aynı konu üzerine düşünüp dururlar. Diğer insanlara kızgınlık duyan insanların da farklı sebepleri olabilir. Kimisi geçirdiği kaza sebebiyle başkasını suçlarken bazı insanlar da sağlıklı insanların yerinde olamadıkları için onlara kızgınlık duyabilir, kimisi de hiç bir somut sebep yokken içlerindeki karamsarlığı yakın çevresine asabiyet göstererek dışa vurur. Kazalarının nasıl gerçekleştiği ve hastalık seyirlerinin durumuna göre felçli birey kızgınlık dönemine hemen girebilir ya da şok ve umutsuzluk gibi duygulardan kurtulması uzun sürdüyse daha uzun sürebilir.
3. Pazarlık
Bu sürece girmiş olan felçli birey inkar ve kızgınlık süreçlerini yavaş yavaş aşmaya başlamıştır ve kabullenmeye doğru giden bir yoldadır. Bireyler, ilahi ya da manevi güçlerle pazarlığa girişmeye başlamıştır ve ‘eski sağlığımı geri kazanmak için gereken neyse hepsini yapacağım’, ya da ‘Allahım n’olur bana felçle aldığın organlarımı geri ver, söz veriyorum hiç bir şey eskisi gibi olmayacak’ şeklinde vaatlerde bulunarak felçten önceki hayatlarına dönme arzusunda olduklarını gösterirler.
Felçli birey bu şekilde belli bir oranda iyimser kalabilir ve moral kazanabilir ama bu yola devamlı başvurmak kabullenme süreci için bir engel teşkil edebilir. Bu şekilde pazarlığa başvurarak gelişimini sadece ilahi ya da manevi güçlere bağlayan bireyler (‘her şey Allah’tan’ ya da ‘başıma bu geldiyse elbet peşinden hayırlı bir şey de gelecektir’) gibi düşüncelerle bir süre sonra gerçekliklerden uzaklaşıp tedavilerini aksatabilirler. Bu durumdaki felçli birey halen daha inkar dönemini atlatamamıştır ve ona bu şekilde yapılan pazarlıkların bir yararının olmayacağını anlatmak gerçekten çok zordur.
4. Depresyon
Bu dönem kişinin kızgınlık ve pazarlık girişimlerini sonlandırarak kendilerini suçlamaları ve ‘Bütün bunların hiç bir anlamı yok’ düşüncesine kendilerini inandırmalarıyla kendini gösterir. Zaman geçtikçe, felçli birey öncesinde kabul etmek istemese bile yaşadıkları gerçeği yavaş yavaş kabul etmeye, ya da en azından farkına varmaya başlamıştır. Bu farkındalık anından itibaren gelecekte felçli bireyi nelerin beklediğinin farkına varılması bireyin geleceklerine dair olan inançlarını kaybetmelerine yol açar ve önceki hayatlarının yasını tutmaya başlarlar. Bu hayallerinin ve isteklerinin tekrardan gözden geçirilmesi anlamına gelmektedir ve böyle bir tecrübeyi yaşayanlar için bu durum kolayca anlaşılacağı üzere çok acı vericidir.
.
Felçli birey bu dönemde kendini yararsız ve değersiz hissetmeye başlar. Devamlı yalnız kalmak ister ve depresyonun tipik belirtilerini gösterir. Özellikle bu dönemde, felçli bireyin ailesi, arkadaşları, bakıcısı ve yakın çevresi tarafından ne olursa olsun sevgi ve destek görmesi ve yalnız olmadığının hissettirilmesi çok önemlidir.
5. KABULLENME
Bu son evre, omurilik felci geçirmiş bir bireyin travmayı atlatmada yaşadığı son evredir. Her bireyin travmayı kabulleniş yöntemleri farklıdır ve bireyin karakteristik özelliklerine ve kazadan nasıl etkilendiğine göre değişiklik gösterir. Mesela bazı insanlar kabullenme evresinde mücadele etmekten vazgeçer ve hayata küserler, bazıları ise ‘içinde bulunduğum gerçekliği değiştiremiyorsam o zaman tadını çıkarırım’ düşüncesini geliştirirler. Bu, kaçınılmaz olanın kabullenilişi ve yaşanılan şeyin değiştirilemeyeceğinin farkına varıldığı andır. Bazı insanlar neler yapabilip neler yapamayacaklarının, yani limitlerinin farkında olurlar ve kendilerine hedefler koyarak kabullenme sürecini sağlıklı şekilde geçirerek tekrar diğer 4 yönteme geri dönmezler. Örneğin kendisine komplet(tam kesi) omurilik yaralanması teşhisi koyulan bir bireyin kendisine koşma hedefi koyması bir süre sonra tekrar kızgınlık ve depresyon süreçlerini yaşamasına sebep olabilir. Kabullenme evresi bir anlamda olayın duygusal boyutundan uzaklaşıp objektif yargıların ağır bastığı bir boyuta girmek demektir. İlk başlarda tamamen yabancı olunan bir tecrübenin yaşanılmasından kaynaklanan karışık duygular sebebiyle farklı yöntemler(inkar, kızgınlık, pazarlık, depresyon) yaşanırken, zaman geçtikçe hastalığın doğasında olan şeyler kabullenilir. Kabullenme evresine ne zaman geçileceğine dair belli bir zaman çizelgesi verilemez. Herkes kendi duygularını, fiziksel ve duygusal iyileşme süreçlerine en uygun biçimde şekillendirir. Kimisinin kabullenmesi çok kısa zaman alırken, kimisininki yıllar sürebilir.